Sivil Toplum mu, Paralel Yapılanma mı? Hukuk Devleti Açısından Dernekler Meselesi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, örgütlenme özgürlüğünü güvence altına almıştır. Dernek kurmak, sivil toplum faaliyeti yürütmek, demokratik bir hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Ancak bu özgürlük, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü zedeleyecek, anayasal düzeni hedef alacak ya da kamusal otoriteyi zaafa uğratacak şekilde kullanılamaz.
Bugün üzerinde durulması gereken mesele tam olarak budur.
Dernekler Hukuku Ne Söyler?
5253 sayılı Dernekler Kanunu açık ve nettir.
Dernekler;
Kamu düzenine,
Milli güvenliğe,
Genel ahlaka,
Devletin anayasal düzenine
aykırı faaliyetlerde bulunamaz.
Ayrıca, derneklerin amacı dışında faaliyet göstermesi, başka yapılar adına örtülü organizasyon alanı haline gelmesi, hukuken kabul edilemez.
Bugün birçok hemşeri derneğinde görülen tablo, bu hukuki sınırların fiilen zorlandığını, hatta yer yer aşıldığını göstermektedir.
Sivil Toplumun Amaç Dışı Kullanımı
Hemşeri dernekleri; kültürel bağları güçlendirmek, sosyal dayanışmayı artırmak ve yerel aidiyeti korumak amacıyla kurulmuştur. Ancak bu yapılar;
Belirli cemaat yapılanmalarının kadro alanına,
Siyasi yapıların arka bahçesine,
Kapalı ve hiyerarşik ilişkilerin taşıyıcısına
dönüştüğünde, artık masum bir sivil toplum faaliyeti olmaktan çıkar.
Burada sorun inançta, düşüncede ya da siyasi görüşte değildir.
Sorun, örgütlü bir yapının dernekler üzerinden sistematik nüfuz oluşturmasıdır.
Geçmiş Tecrübeler Işığında Devletin Sorumluluğu
Türkiye Cumhuriyeti, yakın geçmişte paralel yapılanmaların sivil toplum görünümlü organizasyonlar üzerinden nasıl serpildiğini, nasıl kamusal alanı kuşattığını ve nasıl devletin karar mekanizmalarına sızdığını acı tecrübelerle yaşamıştır.
Bu nedenle bugün yapılması gereken;
İdarenin denetim görevini eksiksiz yerine getirmesi,
Dernek faaliyetlerinin amaç–faaliyet uyumunun titizlikle incelenmesi,
Yönetim seçimlerinin, finans kaynaklarının ve organizasyon ilişkilerinin şeffaflık ilkesiyle değerlendirilmesidir.
Bu, bir baskı değil; hukuk devletinin refleksidir.
Özgürlük – Güvenlik Dengesi
Anayasal sistemlerde özgürlükler sınırsız değildir.
Devletin temel görevi, özgürlükleri korurken kamu düzenini ve milli güvenliği de teminat altına almaktır.
Dernekler üzerinden;
Kapalı aidiyet ilişkileri kuruluyorsa,
Devlet dışı hiyerarşiler oluşturuluyorsa,
Kamusal alanda meşru olmayan nüfuz alanları yaratılıyorsa,
burada artık idarenin seyirci kalma lüksü yoktur.
Bu Bir Hukuki Uyarıdır
Bu yazı bir suçlama değildir.
Bu yazı bir fişleme çağrısı hiç değildir.
Bu yazı, hukuki çerçevede bir hatırlatma ve uyarıdır.
Sivil toplumun güçlenmesi, ancak şeffaf, hesap verebilir ve anayasal sınırlar içinde mümkün olur. Aksi halde sivil toplum, demokrasinin değil; vesayetin aracı haline gelir.
Sonuç Yerine
Türkiye Cumhuriyeti, derneklerin değil; hukukun devletidir.
Devlet, geçmişte bedelini ağır ödediği hataları tekrar etmek zorunda değildir.
Bugün yapılacak zamanında ve hukuki denetimler,
yarın doğabilecek daha büyük sorunların önüne geçecektir.
Bu mesele ertelenemez.
Bu mesele ideolojik değil, hukukidir.
Ve bu mesele, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ilgilendirmektedir.







