ATATÜRK’SÜZ BİR CHP MÜMKÜN MÜ?
Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan tartışmaları izlerken insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu parti gerçekten kendi kökleriyle mi kavga ediyor, yoksa yeni döneme ayak uydurma telaşı içinde mi savruluyor?
Ben açık konuşayım… Ortada basit bir “değişim” meselesi yok. Daha derin, daha sarsıcı bir kırılma hissediliyor.
Cumhuriyet’i kuran iradenin siyasi mirası olan bir partiden bahsediyoruz. Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olan bir yapıdan… Bu nedenle CHP’de yaşanan her tartışma sıradan bir parti içi mesele değildir; doğrudan Türkiye’nin ideolojik omurgasını ilgilendirir.
Bugün gelinen noktada bazı isimlerin, Atatürk’ün adını anmaktan dahi imtina ettiği yönünde eleştiriler yükseliyor. Kimileri bunu “yeni siyaset dili” olarak açıklıyor, kimileri ise açıkça bir kopuş olarak görüyor. Peki gerçek ne?
Gerçek şu ki; siyaset boşluk kabul etmez. Eğer siz kendi kurucu değerlerinizi geri plana iterseniz, o boşluğu başkaları doldurur. Ve o zaman mesele sadece bir parti meselesi olmaktan çıkar, bir kimlik meselesine dönüşür.
Turkish War of Independence ile temelleri atılan, ardından Cumhuriyet ile taçlanan bir devletin kurucu felsefesi; günübirlik politik hesaplara kurban edilemez. Bu ülkenin harcı, bir ideolojinin ötesinde bir varoluş mücadelesidir.
Evet, siyaset değişir. Evet, partiler dönüşür. Ama her dönüşüm kendi köklerinden beslenmek zorundadır. Köklerinden kopan bir ağacın ayakta kalması mümkün değildir.
Bugün “daha kapsayıcı olalım”, “yeni açılımlar yapalım” denilebilir. Bunlar siyasetin doğasında vardır. Ancak bu açılımlar, Atatürk’ü yok sayarak, onun ilke ve inkılaplarını görmezden gelerek yapılmaya çalışılıyorsa; burada bir strateji değil, bir savrulma vardır.
Bazıları bunun bir “pragmatizm” olduğunu savunuyor. Yani değişen koşullara göre pozisyon alma… Ama unutulmaması gereken bir şey var: Pragmatizm ile kimliksizleşme arasında ince bir çizgi vardır. O çizgi aşıldığında geri dönüş zor olur.
Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu süreçler, farklı tartışmaları da beraberinde getiriyor. “Çözüm”, “normalleşme”, “yeni dönem” gibi kavramlar sıkça kullanılıyor. Ancak bu kavramların içi, Cumhuriyet’in temel değerleriyle doldurulmadığı sürece anlamını yitirir.
Benim kanaatim net:
Atatürk’ten vazgeçmek bir tercih değil, bir kırılmadır.
Atatürkçülükten uzaklaşmak bir yenilik değil, bir yön kaybıdır.
Ve en önemlisi…
Atatürk’ü unutan bir siyasi hareket, sadece geçmişini değil, geleceğini de kaybeder.
Bugün CHP içinde yaşanan tartışmalar belki geçici olabilir. Belki bu bir iç hesaplaşmadır. Ama eğer bu süreç doğru yönetilmezse, bu sadece bir parti krizi olarak kalmaz; Türkiye’nin siyasi dengelerini de derinden etkiler.
Son sözüm şu:
Bu ülkenin pusulası bellidir.
O pusula, Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Pusulayı kaybedenler yönünü değil, yolunu kaybeder.










