Kalemin Karanlığı
Bazıları vardır… Kalemi eline alınca sanırsın ki dağları yerinden oynatacak. Cümlelerinin ardına saklanmış bir bilgelik sanırsın; meğer naftalin kokulu dedikodulardan başka bir şey değilmiş taşıdığı.
Gazetecilik, hakikatin izini süren bir yoldur. Bu yol; dikenlidir, zorlayıcıdır, ama onurludur. Fakat bazıları bu yolu terk edip kestirmeden giderek sadece kendine çıkar arar. Kalemi bir silah gibi değil, bir pazarlık aracı gibi kullananlar; halkın değil, yalnızca kendi konforunun gazetecisidir.
Karıştır ama Bilme
Bazı kalemler mikser gibidir: Ne karıştırdığını bilmez, ama sürekli gürültü çıkarır. Kimin ne söylediğini anlamadan, doğruluğunu tartmadan, dedikoduları haber diye servis eder. Çünkü amaç, bilgi vermek değil; kafa karıştırmak, algı yaratmaktır.
Ve karıştırdıkça kokusu çıkar bu işlerin.
Çünkü her satır, sahibinin niyetini fısıldar.
Mikser gazetecilik, bilgi üretmez; yalnızca gündemi kirletir. Bu tür kişiler, gerçeği umursamaz, sadece sansasyona oynar. Ortalığı karıştırmakla görevliymiş gibi davranır ama en sonunda kendini o karmaşada kaybeder.
Köşe mi, Köşe Kapmaca mı?
Bazıları için köşe yazarlığı bir halk görevi değil, bir kişisel PR alanıdır. Halk için yazmak yerine, kim için yazdığını kendisi bile bilmez. Her gün farklı bir yöne savrulan bir rüzgâr gibidir kalemi. Sözde halkçıdır ama halktan köşe bucak kaçar.
Yazdıkları; halkı aydınlatmaz, sadece kendi karanlıklarını örter.
Yazmak, onlar için arşiv taramak değil; sevgili edinmek, kulislerde fısıldaşmaktır.
Gazetecilik; adanmışlık, bilgi, sorumluluk ve cesaret ister. Dedikodularla, ilişkilerle, torpille kalem oynatanların işi gazetecilik değil, sahne oyunudur.
Yastık Altında Haber Arayanlar
Bazıları bilgiye değil, bedene yatırım yapar. Yazmak için dosya değil, sevgili edinir. Kaynak edinmek için belge değil, ilişki kovalar. Onların gazeteciliği, en hafif tabiriyle yozlaşmış bir kurmacadır.
Haber masasında değil, yatak odasında hazırlanmış manşetlerle gazetecilik olmaz.
Oluyorsa, adı gazetecilik değildir.
Bu tarz çarpık ilişkiler, mesleği itibarsızlaştırır. Bu kişiler hem mesleğe hem de halkın bilgi alma hakkına ihanet eder. Yazdıkları hiçbir zaman inandırıcı olmaz, çünkü niyet baştan kirlidir.
Çelişkinin Ta Kendisi
Bir yanda devrimci söylemler, öte yanda çıkar ilişkileri... Bir gün mazlumun yanında, ertesi gün zalimin sofrasında... Bu ne biçim bir duruş, bu ne yaman bir çelişkidir?
Kaleminde devrimden bahsedip, sofralarda karşı devrimcilere kadeh kaldırmak...
Gerçekten ne yaman bir çelişki.
Devrimci duruş, sadece sözle değil; yaşam tarzıyla, tercihlerle, tutumla belli olur. Çelişkili bir yaşam, inandırıcılığı yerle bir eder. Bu halk, sadece ne söylediğine değil, nasıl yaşadığına da bakar.
Hafıza ve Hesaplaşma
Bugün ekranlarda olabilir. Bugün köşelerde, manşetlerde, ekranlarda boy gösterebilir. Ama bu halk unutmaz.
Çünkü halk, unutmuş gibi yapar ama not eder.
Halk, kimi neden alkışladığını, kimi neden susturduğunu çok iyi bilir.
Her dönemin adamı, hiçbir dönemin gazetecisi olamaz.
Zaman, herkesin eteğindeki taşı döker. Bugün alkış tutanlar yarın sırt döner. Ama halkın hafızası kalıcıdır. Gerçek gazeteci, halkın vicdanında yaşar; ekranlarda değil.
Kalem Seni Yazacak
Sen kendini hangi köşeye saklarsan sakla, kalem seni yazacak.
Çünkü bu yazı senin hikâyenin sadece başlangıcı.
Yüzüne maske, yazına cilâ da sürsen; dökülen her harfte sen varsın.
Ve halk, artık uyanık.
Artık kimse senin sahte “tarafsızlık” perdenin arkasına saklandığın yalanlara inanmıyor.
Bu, Ne Yaman Çelişkidir?
Ve bu çelişki, seni er ya da geç yutacak.
Çünkü gerçek, önce sarsar… sonra yıkar.








