"Görmezden Geldiniz, Şimdi Görülmüyorsunuz"
Ne çok uyardık sizi. Ne çok söyledik. Usla, akılla, izanla… Anlatmaya çalıştık. Yetmedi, tekrar ettik. Yine olmadı. Yutkunarak, sabrederek izledik sizin keyif sürmenizi. Memleketin altı oyulurken, siz yukarıda kahkaha attınız. Evet evet, kahkaha attınız!
Dedik ki, düşman kapıya dayanmadan önce tedbir alın. Dinlemediniz. "Boş konuşuyorsunuz," dediniz. "Hain misiniz?" dediniz. Oysa biz, sizin uyanmanızı isteyen son aklıselim seslerdik. Şimdi ne oldu?
Buyurun. Düşman artık kapıda değil; salonda oturuyor, çayınızı içiyor, kumandanızı eline almış haberleri değiştiriyor. Ve siz hâlâ “Acaba geçici mi?” diyorsunuz.
Yokluk dedik, “Abartıyorsunuz” dediniz. Yoksulluk dedik, “Bize dokunmuyor” dediniz. Şimdi bakkalda ekmek yok, pazarda domates ateş pahası, ama siz hâlâ “Sabredelim” diyorsunuz. Ne güzel. Siz sabredin, başkaları aç kalsın.
Sabır da bir yere kadar. Sabrın da zekâyla bir ilgisi vardır. Zekâ terk edildikçe, sabır sefaletin kılıfı olur. Siz konforlu uykunuzda düş görürken, uyananlar sizin adınıza dayak yedi. Siz ekran başında gösteri izlerken, sahnede olanlar kurban edildi.
Ve artık ne acıdır ki, kötek vakti geldi. Çünkü siz "tekdir"i anlamadınız. "Uyarı"yı kale almadınız. "Bileni" susturdunuz. Şimdi sıra tokatta. Üstelik bu, öyle sıradan bir tokat da değil. Ekonomik, sosyal, siyasal bir tokat bu. Kaçacak yeriniz yok.
Şimdi soruyorum: Gerçekten mi anlamadınız? Yoksa işinize mi gelmedi?
Merak etmeyin, artık kimse sizi anlamaya çalışmıyor. Çünkü siz önce görmezden geldiniz, şimdi ise görülmeye değmez hale geldiniz.
''Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir''








