Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bahşettiği en mühim hasletlerden biri vefâdır. Vefâ, sözünde durmak, ahde sadâkat göstermek ve muhabbetin kıymetini bilmektir. Vefâkâr kişi, her hâl u kârda dostunu, ahbâbını unutmayan, iyilik edenin iyiliğini kalbinde yaşatan kimsedir.
Lâkin zamanımızda ne yazık ki vefâsızlık deryâ misâli yayılmış, insanlar birbirine karşı sadâkatten uzaklaşmıştır. Vefâsız olan, bir gün olsun kendi menfaati uğruna dostunu terk etmekten hicap duymaz. Amma velâkin unutulmamalıdır ki, zaman her şeyin hakîkatini izhâr eder. Vefâsızlık edenler, bir gün gelecek, aynı zilleti yaşayacak, ettiklerinin mukâbilini elbet göreceklerdir.
Zira Cenâb-ı Hakk, adâlet sahibidir. Vefâ gösterenlere nusretini gönderir, kalbini huzur ile doldurur. Vefâ ehli, dünyâda belki imtihan ile karşılaşsa da âkıbeti selâmettir. Her kim ki muhabbeti, dostluğu, iyiliği esirgemezse, bilmiş olsun ki, Mevlâ onun mükâfâtını eksiksiz verir.
Velhâsıl, vefâ insana izzet, vefâsızlık ise zillet getirir. Herkes ektiğini biçecek, iyiliğin karşılığı hayır, nankörlüğün karşılığı ise hüsrandır.








